TÜRKLERİN UFKA YOLCULUĞU

     Sonsuz ufka yelken açan bir gemide gibiyiz. Uzun denizleri aşıp, yeni limanlara varmak için dalgalarla boğuşan gemi kaptanının rüzgarın yönünü, fırtınanın şiddetini ölçmesi gibi, Türk Milleti yaşamını sürdürmek için, zor sınavlardan geçerek bu güne gelmiştir.

   Bu zor yolculuk, Türk milletinin yaşamını sürdürebilmesi ve varlığını koruması için önemlidir. Türk Milletinin tarihi serüveni dostluklarla düşmanlıkların kavşağında kurulan çetin iklimlerde geçmiştir. Türkler yarınlarını garanti altına almak için, geçmiş tecrübelerin ışığında, tehlikeli vadilerde yürümüştür.

     Günümüz koşullarının, siyaset ve politikalarının kaygan zeminine tutunmak, dünyayı anlamak, tanımak zordur. Dünya ülkeleri çıkarları için amansız bir yarışın içine girmişlerdir. Bakış tarzları zayıfı ezmek ve yok etmek amacı gütmektedir. Tarihten gelen dostlukların kaygan zeminde kaybolduğu bir düzlemde dünya güçleri ile adaletin, hakkın, hukukun korunacağı bir yolda yürümek mümkün görünmüyor.

     Bu nedenle gideceğimiz yolda yalnız kaldığımızın bilinciyle, güçlü olmak zorundayız. Gideceğimiz yol, maddi ve manevi bir iklimde, dört mevsimin zor zemininde, her koşulda güçlü kalacağımız korunaklı bir yol olmalıdır. Maddi yapımızı güçlendirirken, dayanışma duygularını, adalet anlayışını bizlere miras bırakan atalarımızın aydınlık yolundaki işaretleri takip etmemiz gerekiyor.

    Sevgi ve saygı bağının gücüyle bütünleşen vatan duygusu, yarınlara yürümemizde toplum olma bilincinin önemini bizlere vermektedir. Vatan sevgisinin etrafında kümelenen değerlerin odağında yeşeren kültürel mirasın korunması, geliştirilmesi önemlidir. Kültürel bakışımız, çağın yaygın salgınlarında, zor günlerimizde, direnme güç ve kudretimizde, yanımızda bulunan en önemli güçtür. Küresel dünya düzeninden doğan önemli gelişmelerin yaşandığı bir düzlemde, dünyayı yöneten güçlere karşı bizi koruyacak en büyük güç kendimize inanmaktan ve değerlerimize sahip çıkmaktan geçmektedir.

      Türklerin dünya barışına, kardeşliğine uzanan dostluk eli, adalet duyguları, tarihte birçok olayda kendini göstermiştir. Türkler adalette, merhamette sonsuz ufuklara giden bir gemi gibidir. Dünyanın birçok yerinde mazlumun umudu olmuş, bütün dünyayı şaşırtmışlardır. Türkler kendi adaletini ve mazlum milletlerin adaletini sağlamak için mücadele vermişlerdir. Hiç bir mazlum millete saldırmamışlardır. Her savaşın sonun da adaletli davranmışlardır.

     Geleceğimiz bize değer olarak bırakılan kültürümüzde yatmaktadır. Türkler kendi kültürleri ile var olabilir, ayakta kalır. Kültürel değerler kaybolduğunda ortada ne Türklük, ne de Türk milletinden bahsetmek kalır. Türklerin kültürel yaşayışları kendilerine özgü bir özellik taşır. Bu özellik bozulmaya yüz tuttuğunda huzur ve mutluluktan bahsetmek hayal olur.

      Batılı ülkeler kültürel değerlerini genç kuşaklara aktaramamışlardır. Bireysellik, dayanışma duygularının yerini almıştır. Maddi hayatı donattıkları gibi insanlığı donatamamışlardır. Şehirleri güzelleştirdikleri gibi insan sevgisini, vicdani duyguları güzelleştirememişlerdir. Bunun farkına varan batılı toplum bilimcileri değer tanımayan, kendi çevresine hayrı olmayan insanların, topluma bir faydasının olmayacağı üzerinde birleşmekte ve şımartılan nesli sorgulamaktadırlar.

       Bu anlattıklarımın açılımlarını bir sonraki yazılarımda sizlerle paylaşmak ve örnekler vermek isterim. Çok uzun yazıların okunmadığını düşündüğümden kısa yazıları ve şiirleri tercih ediyorum. Şu zor günlerde kendinize çok iyi bakın. Allah hepimizin yardımcısı olsun.

Cevat Ulu

Bu yazı Uncategorized kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.