VATAN DÜŞÜNCESİ

Descartes’in ,“Düşünüyorum, öyleyse varım.” Sözüne kafa yoranlardanım. Gerçekten düşünüyor muyuz? Yoksa düşünmeden, okumadan, dinlemeden, incelemeden bilgileri işimize geldiği gibi kullanıyor muyuz?

Önyargılardan uzak, kuruntulardan arınmış olarak düşünmek zorundayız.  O zaman akan ırmakları, çağlayan pınarları, uçan kuşu, kayan yıldızı daha iyi görebiliriz.

Yaşadığımız hayatta iyi şeyler yapmanın, insanlık değerlerine sahip çıkmanın farkına varmalıyız. Önümüze sunulan kültürel değerleri yeni nesillere aktarmanın bize çok şey katacağını düşünüyorum. Kitap okuma sıralamasında neden alt sıralarda yer aldığımızı sorguladığımızda ortaya iyi sonuçların çıkmayacağını düşünüyorum. Hızlı gelişen olaylar, teknolojik buluşlar, internet oyunları karşısında kültürel erozyonun toplumsal dünyamızdaki tahribatlarına çareler bulabileceğimizi düşünüyorum.

Kışın baharı, baharda yazı düşünüyorum. Kış mevsimine direnen yaprakları, sokakları, kimsesizleri, hayvanları düşünüyorum. Ahmet Haşim’in merdiven şiirindeki şu mısraları düşünüyorum;

“Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden

Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak

Ve bir zaman bakacaksın semaya ağlayarak…

Sular sarardı… Yüzün perde perde solmakta

Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta…”

 Sonra Vatan duygusu sarıyor ufkumu. Vatanım etrafında oynanan türlü oyunları, Türk dünyasına kurulan tuzakları düşünüyorum. Yiğitliğin bozulduğu, kaygan bir zeminde ufkumuzu karartan olayları düşünüyorum. Eşsiz, tarifi imkansız duyguyla yazılmış,  Arif Nihat Asya’nın  “bayrak” şiirini bir kez daha okuyorum.

Ortak dostlarımızı, düşmanlarımızı, hüznümüzü, sevincimizle ilgili duygularımızı düşünüyorum.  Vatan topraklarında yaşanmış kahramanlık destanlarını, anadan, babadan, yardan vazgeçildiği, vatandan vazgeçilmediği yılları düşünüyorum. Dönmemek üzere yola çıkan kahramanları, “anaya veda“ mektuplarını, kuşaktan kuşağa aktarılan duyguları düşünüyorum.

Cevat Ulu

Bu yazı Uncategorized kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.